Kendine Ait Bir Sandık...

Nazan Oskay Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisi. 11- 25 Ekim tarihleri arasında açık olacak bir sergisi var şu anda. Sergi Van İki Nisan Caddesindeki NavCafe’de. Sergiyi görme fırsatım oldu. Kendine Ait Bir Sandık sergisi kız çocuklarının okullarından, hayallerinden koparılışlarını konu alıyor. Sergideki her şeyin bir anlamı var. Okul önlüğü, sandık, çeyize konulan yorgan, okuldan koparılan kız çocukları, hayallerin ve umutların bir çeyiz sandığına kilitlenmesi, bekâret, kan kırmızısı, gelinlere bağlanan kırmızı kuşak, kara ip, kara sinek, dantel yaka gibi bir çok şey özel konseptler halinde sergilenmiş. Sergilenen herşey için ayrı ayrı birer makale yazılabilir. Sergi biz kadınların küçük yaşta zorla evlendirilmelerinin, toplumsal cinsiyet rollerinin hayatlarımızda bu kadar belirleyici olmasının resmi diyebilirim. Ayrıca her bir imgenin yanında ona dair birer dize de bulunmakta. Toplumdaki değer yargıları, dogmatizmin davranışlarımıza yansımaları, kadınların ve kız çocuklarının dünyalarındaki simgelerin aslında nasıl hayatımızda kanayan travmaların sebepleri olduğuna işaret eden sergiye girenlerin değişmiş olarak çıkmalarını düşünmek elbette güç ancak en azından birkaç kişi de bile soru işareti bırakabilmek akademinin temel amaçlarını hayata geçirmek demektir. Sergi bunu layığı ile yapmaktadır.

Sergi’nin adı Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’dan esinlenilmiş. Woolf’u okumuş her birey zaten duyar duymaz anlar bu esinlenmeyi. Kadın ve kendine ait olma meselesine tüm kadınların ve biz kadınlara yakın tüm bireylerin kafa yorması gerekir diye düşünüyorum.  Kendimize ait bir oda, kendimize ait bir cüzdan kendimizi sevmemizin, önemsememizin, değerli hissetmemizin anahtarlarıdır.  Kendine ait bir serginin bir kadın akademisyen tarafından kadınların yaşadığı bir sorun dert edilerek kente yansımış olması beni çok mutlu etti. Çünkü yıllardır Van YYÜ’nin bu kente katkı sunmadığı yönündeki eleştirileri hep dinledik, dile getirdik. Üniversitede bu kadar bölüm, bu kadar hoca, bu kadar akademik çalışma var ama kente -kısaca fayda diyelim- fayda sağlayacak bir katkı görünür değil. Akademik çalışmalar yapılıyor ama bu kentin yöneticileri bu çalışmalardan karar verme noktasında yararlanamıyor, bu kentte yaşayan insanlar bu çalışmaların sonuçlarından haberdar olamıyor. Kısaca üniversite bu kentteki insanlardan oldukça kopuk. Bu sene yaşadığımız pandemi süreci ile aradaki bu kopukluk daha da artmış oldu ki, online seminerler, konferanslar olabilirdi. Üniversitemizdeki akademisyenler evden birçok çalışma yapabilirlerdi. Online konserler, sergiler bile olabilirdi. Bu fırsat kaçmış oldu.Neyse kibu sergi ile düşünsel dünyamıza bir dokunuş oldu. Sergi bitmeden sergiyi ziyaret etmenizi size tavsiye ederim. Kız çocuklarımıza kıymayalım, onların hayallerini, geleceklerini evlilik ile karartmayalım.

YORUM EKLE
YORUMLAR
MEHMET SELİM SEVEN
MEHMET SELİM SEVEN - 1 ay Önce

Yüzüncü Yıl Üniversitesinin bilimsel ağırlıklı çalışmalara öncelik vermesi gerekir.Üniversiteler elbette şehirden kopuk olur.Üniversitenin amacı eğitim işidir.Kişisel sandıklar,sergiler ile uğraşması abesle iştigaldir.Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin Korona hastalığı sürecinde ilaç,aşı vb. çalışmalar yapması gerekir.Uluslararası çapta ünlenecek bilimsel makaleler ile öne çıkması gerekir.