NASIL BİR TOPLUM?

 

      Markalaşmayan ve makro düzeyde olmasa bile, kendini dünya ticaret dolaşımında söz ettiren bir üretime gelemeyen ekonomiler ha bire açık verirler. Açık vermeyen doyurucu ekonomiler elbette yetişen ve vizyon teşkil eden yetişkin insanların varlığıyla olur. Bu olgunlukta insanlar ise ilmi, teknolojik ve müspet  eğitim kalitesi ile sağlanır. Çok değer üretebilirsiniz ama bunu satacak ya da pazarlayacak alan bulamazsanız, yine çöpe dönüşürsünüz. Evet, üreten ve düzgün paylaşan bir toplum.

     Yani üretilen arz yada mal alıcı bulma manevrasına sahip değil ise, yaşadığınız yer kürede kendinizden söz ettiremezsiniz. Mallarınızın alımında talepçileriniz ve isteklileriniz çoğalmaz ise artı değerleriniz, güçlendirici payandalarınız oluşmaz. Bunun için müspet bir eğitimle; gerek felsefe alanın da, gerek ahlak yönünde ve gerekse kalite kokan teknoloji alanlarında çığır açan üterime ve mucitliğe yöneleceksiniz. Geleneksel anlayışların hüküm sürdüğü, menfi muhafazakar düşüncelerin cirit attığı yerlerde bunlar hasıl olmaz. Bu alanlar tamamıyla ayrıştıran, güç birliklerini parçalayan bir yerden sonra gelecek vaat etmeyen sistemler yaratırlar. Teokratik yürütmelere bakın tümünde bunları görürüsünüz. Evet güzelliklere sahiplik edecek bir toplum.

    Bunun için sistem hem kendini koruyan geliştiren verimli alanlar üretmeli, hem de üzerinde inşa olduğu insanları doyurmalı ve onları memnun etmeli. Kendisine sürekli muhalif üreten sistem bir yerden sonra yetmezliğini ya da yetersizliğini inkar ederek koruma refleksine girecektir. Yani herkese çare olacak yerde herkesin kendine çare olmasını talep edecektir. İşte esas problem de bundan sonra kendini gösterecektir.

Bunun için bahane üretmeyen, yetmezliklerini başkasında aramayan bir toplum.

    Sistemin tüm yetmezliklerine ve deforme olmuş yapısına rağmen kör aşık taraftarları, diğer yandan sorgulayan ve çoğunlukla ötekileştirmeyle karşı karşıya kalan muhalifleri. Ne kadar taraf ve karşı taraf sözcüklerle vücut bulan eğilimler varsa bu arenada mevcut. En değme dostluklar, en büyük değerler ve kaliteli-doğru öneriler ile istekler haraç mezat burada mahkum olur.

    Güven unsuru yol alırken, korkuyu kucaklayan şüphecilik demokrasiyi, insanlığı geliştiren değerleri, hak-hukuk terazisini ve önemlisi empatiyi kaybeden adaleti yok edecektir. Bu sistem ya da ülkelerin hem hapishaneleri çoğalır hem de ihanetçileri. Karşı tarafta ise 'vatan severleri' ve güya ülke 'severleri' çoğalır. Her ikisi de ne doğru ne de sağlıklı bir gelişmedir.

    Şimdi artık toplumsal ahlaktan bahsedebiliriz. Toplum, sağlıklı değerlerle olgunlaşan insanlarla biçimlenmiş ise ciddi anlamda aykırı ve bozucu tazyiklere direnme gösterebilir. Değilse, kişisel ve siyasal ahlak sapmalarına yenik düşerek bozulur. Çünkü toplumsal ahlak denilen ana gövde insanlıktan, adaletten ve kendisine istediğini başkalarına da isteme gibi tevazu değerler üzerine temellerini inşa etmiş ise, zararlı eğilimleri iterek var olacaktır. Eğer bu yüce değerlere sahiplik etmez ve koruyamaz ise; kişisel ahlak olarak bozuk, siyasal ahlak olarak ters eğilimlerin alanları genişletilmiş olur. O noktadan sonra olacak her gelişme, yapanların niyetine göre isimlenecektir. Karanlıkların sonuçta yenilgiye, mecbur olduğu ; gürül gürül esen, aydınlık rüzgarlarına merhaba!...

YORUM EKLE