Tahir Elçi cinayetine ilişkin görüntüler kaybettirildi

Van Barosu ve Hollanda Büyükelçiliğinin İnsan Hakları programı desteği ile yürüttüğü “Cezasızlığın Önlenmesinde Hak Savunucularının Kapasitelerinin ve Araçlarının Güçlendirilmesi” konferansı Ankara'da yapılıyor.

Tahir Elçi cinayetine ilişkin görüntüler kaybettirildi

Van Haber

Van başta olmak üzere bölgenin en önemli sorunlarının başında hak ihlallerine yönelik cezasızlık geliyor. Van Barosu bu konuyu önemli hukukçu ve insan hakları savunucuları ile Ankara'da yaptığı konferans ile gündeme getirdi. Hukukçulardan Kerem Altıparmak, Türkiye'nin 90'lı yıllara göre 2010'lu yıllarda farklı bir strateji geliştirdiğini söyledi. Tahir Elçi Cinayetine ilişkin dosyayı yakından takip eden Mahsuni Karaman ise Tahir Elçi katliamına ilişkin kaybedilen görüntüleri sordu. 

Van Barosu ve Hollanda Büyükelçiliğinin İnsan Hakları programı desteği ile yürüttüğü “Cezasızlığın Önlenmesinde Hak Savunucularının Kapasitelerinin ve Araçlarının Güçlendirilmesi” konferansı Ankara'da yapılıyor. 


Sağlık ve sosyal hizmetleri emekçiler Sendikası (SES) konferans salonunda yapılan konferansın ilk paneli "Cezasızlığı hukukçularla aşmak" oldu. 

Panel'in moderatörlüğünü yapan Van Baro Başkanı Murat Timur, bölgede yaşanan hak ihlallerinin büyük bir bölümünün cezasızlıkla sonuçlandığını belirtti. Timur, yargısız infazların, bölge insanları üzerinde özelikle adalet duygusunu ortadan kaldırdığını belirterek, "Bölgede çok fazla yargısız infaz ve katliamların yaşandığını hepimiz biliyoruz. Bu katliamlar adelet duygusunu çok ciddi zeddeliyor. Van'dan bu projeyi yapmanın en önemli sebeplerinden bazıları:

Zilan katliamı, Mustafa Muğlalı olayı, Bahçesaray ilçesindeki Sündüz katliamı, bu katlam zaman aşımına uğradı ancak bizler yaptığımız itirazlar üzerine dosya tekrar Cumhuriyet savcılığına gönderildi. 

sivil 24 kişi katledilmişti.

Van-İran sınırında 90'lı yıllardan bu yana yüzden fazla yargısız infaz var. Bu tür soruşturmalarda İran ile Türkiye arasında tartışmalar yaşandı. 1997 Tahran anlaşması gerekçe gösterilerek iki ilin komiserleri arasında rutin anlaşmalarla bunlar geçiştirildi. 

Yine Van'ın birçok ilçesinde yaşanan çatışmalarda onlarca insan yargısız infaza uğradı ve ciddi soruşturmalar da açılmadı.  

Roboski Katliamı, Tahir Elçi dosyası gibi dosyalara da baktığımızda artık adalet duygusunun tamamen ortadan kaldıran dosyalardır. 

Zilan Katliamı ile ilgili tramvalar halla Van'ın birçok yerinde çok sıcak duruyor. Bizim Van Barosu olarak, bu alanla ilgilenmemizin en önemli nedeni bölgede yaşanan katliamlar olarak söyleybiliriz. 

Timur'un ardından ilk olarak Hukukçu Akademisyen Kerem Altıparmak konuştu. Ağır insan hakları ihlallerinde cezasızlık ve devletin yükümlülükleri başlığı altında konuşan Altıparmak, insan hakları ihlalleri konusunda korkunç bir döneme girildiğine işaret etti.  

1990'ların Türkiye'si ile 2010'ların Türkiye'sini karşılaştıran Altıparmak, "Mustafa Muğlalı olayı ile bugün ki olaylar sonuç bakımından aynıdır. 2010'ların Türkiye'sinde yeni bir strateji ile karşı karşıyayız. Son 4 yıldır cezasızlık ile ilgili eğitimlere katılıyorum. Son zamanlarda şunu farkettim ki biz bunu çok fazla tekniki şeyler üzerinden konuşuyoruz. 

Sorun aslında sistematik ve yapısal bir sorundur

Cezasızlık sorunu aslında sistematik yapısal bir durumdur. İktidar'da olanlar bizat bu olayların sorumlularıdır. Ancak bu kişiler gittikten sonra yeni gelenler bu cezasızlığı öncekilere atfederler ve pek bir sonuç alınmaz. Bu anlamda burada bir sonuç üretemiyoruz. Çözüm Süreci'nde Diyarbakır'da ciddi bir heyecan vardı. Bugün yaşananları o zaman dile getirseydik ciddi anlamda bir tepki gelirdi. 

 90'lar ile 2010'lar arasında ne fark var.

1- Özelikle Gezi olayları sırasında insanlar bölgelerinin ne olduğunu anlıyor ve Devlet'in gerçek ceberrut yüzünü gördü. "Burada bunlar oluyorsa o bölgede neler oluyor" diye bir sogulamaya başladılar. Tabi bir de Sokağa çıkma yasaklarında sosyal medyanın rolü. 

 

2- 90'lı yıllarda AİHM Türkiye'yi defalarca cezalandırdı. Adalet Bakanlığı bu yüzden defalarca eğitimler verdi. Bu sistem içerisinde yer alan herkes eğitim aldı. 

Geldiğimiz noktada bunun da çok anlamlı olmadığını görüyoruz. Bu iki örneğe karşı Hükümet de strateji geliştirdi. 

Cezasızlık kültürü diye ifade ettiğimiz bir kültür gelişiyor. Çok genel ifadelerle cezasızlık kültürü diye ifade ediliyor. 

Cezasızlığı mümkün kılan bir siyasi iradenin var olması ve sistematik hale getiren bir kültürün oluşması olayı içinden çıkılamaz bir hale getiriyor. 

Hükümet, Avrupa Konseyi'ne zaman aşımına ilişkin yapılan başvurular konusunda daha çok katliamları yapanların haklarını korumak için bir savunma yapmıştır. Zaman aşımına uğrayan dosyaları yeniden açarsa "yargılananların haklarını ihlal etmiş oluruz" şeklinde savunma yapıyor. 2010'lu yıllarda ise medya sayesinde hak ihlallerini kameralar kaydetti. Barış için akademisyenler'i bu konuda çok önemli bir misyon yüklendi. 

Cezasızlığa karşı reaksiyon çok önemli

Cezasızlık konusunda yeni bir döneme girildi. İstanbul Büyükada'daki insan hakları savunucularının tutuklanmasının ardından kendi aralarında kurdukları WhatsApp gruplarını alıp deşifre ettiler. Medyada manşet yaptılar. Bu konuda yapılan başvurular da geri çevirildi. Bu cezasızlık yapısal ve sistemli bir şekilde yapılıyor. Cezasızlığa karşı reaksiyonun çok yönlü olması lazım." diye konuştu. 

 


İnsan Hakları savunucusu ve Tahir Elçi cinayetini de yakından takip eden Avukat Mahsuni Karaman, Tahir Elçi katliamının bilerek ve istenerek yapıldığını söyledi. Karaman, "Tahir Elçi, ömrünü cezasızlığa adamıştı ancak şimdi kendi dosyası da cezasızlığa uğrama akıbeti ile karşı karşıya. Bu cinayet 2015 yılının 2. yarısında başlayan çökertme planının bir parçasıdır. Elçi bu çökertme planını deşifre eden bir kişiydi. Bölgede yaşanan hak ihlallerinin ciddi bir şekilde üzerine gitti. Hem Uğur Kaymaz'ın avukatıydı, hem sokağa çıkma yasaklarında ciddi eleştiriler yaptı. Tahir Elçi bir suikastle öldürüldü. Aynı gün olay yerine bir gidiş söz konusu ancak aynı gün olay yerinde bir inceleme yapılmadı. 

Tahir Elçi soruşturma dosyasındaki asıl sıkıntılı nokta şurası, Tahir Elçi'nin cenazesi daha yerdeyken, bir zırhlı araç Elçi'nin uzanma şekline parelel olarak durmuştu. Elçi'nin vurulduğu sokak hiçbir şekilde kolluk kuvetlerinin kontrolünden çıkmıyor. Olay yerinde sağlık bir şekilde inceleme yapılamadığı söylemi de bu şekilde yalan olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü o sokak hep kolluk kuvetlerinin kontrolündeydi. Bilerek olay yerinde inceleme yapmadılar. İkinci bir olay yeri incelemede de yine sağlık bir inceleme yapılmadı ve bilerek yapmadıklarını düşünüyoruz. 

Elçi Cinayeti'ni çeken 13 saniyelik görüntü kayıp

Bir internet sitesi, Elçi cinayetinden hemen sonra Sur Emniyet Müdürlüğü'nde görüntülerin incelendiği ve cinayetin kim tarafından yapıldığı göründükten sonra görüntülerin kırpıldığı belirtildi. Biz bu haberden sonra bütün görüntüleri istedik ve inceledik. İncelediğimiz görüntülerde görüntülerle oynandığını görüyoruz. 13 saniyelik bir kayıp var görüntüde. Tahir Elçi bu 13 saniyede katledildi. Özelikle bu görüntü kaydının bulunduğu orjinal kaydın korumaya alınması gerektiğini söyledik. Biz sorduk neden bu kayıp var diye, PTT şubesine ait bir kameradan 17 dakika kayıp. O dönem daha çok FETÖ ile bağlantılı kişiler kullanıyordu.

Mardin Kepap evi kamera kaydı

Adli tıp kurumu 13 saniyelik bir kesinti var diyor. Biz 13 saniyelik kesintinin neden yapıldığını soruyoruz. O zaman sormuştuk ama bu kaydı yok. Mardin Kebap Evi'ne ait bir iş yerinin kamerası var. Biz bu kaydı teslim ettikten sonra bir daha ulaşamadık. Adli Tıp kurumu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bir kayıt gönderildi ancak biz bunu aldık ve açamadık. Onların yanına gittik onlar da açamadı. Ancak o görüntüler şuan için kayıptır. Mardin Kebap Evi'ne ilişkin bu görüntüler şuan yok. "Bu bir kazaydı" gibi açıklamalar aslında bu dosyaya nasıl yaklaştıklarını gösteriyor. Türkan Elçi'nin o gün orada bulunan herkes hakkında şikayeti var. Ancak özelikle son çıkarılan KHK ile bu konuyu da kapatmak
istiyorlar. Bir yıl 10 aydır bu dosyada hiçbir gelişme yok. Bu dosyada delilerin kapatıldığı ve etkili bir soruşturmanın yapılmadığı çok nettir. Ancak ne olursa olsun biz sonuna kadar Tahir Elçi cinayetinin peşini bırakmayacağız. 

Nisan Kuyucu ise kadına yönelik şiddet bağlamında AİHM'in içtihatlarının iç hukuka uygulamasına yönelik konuştu. 

Konferans daha sonra cezasızlığı gazetecilerle aşmak paneli ile devam etti.

Gazeteciler cezasızlığı anlattı: Hangi medya, hangi gazeteciler!

Van Barosu'nun Hak ihlallerinde cezasızlığı aşmak konulu konferansında gazeteciler panelde medyada cezasızlık konusunu tartıştı. 

Van Barosu'nun Hak ihlallerinde cezasızlığı aşmak konulu konferansında gazeteciler panelde medyada cezasızlık konusunu tartıştı. 

Gazeteci Burcu Karakaş, 1990'lı yıllarda yaşanan gazetecilikle bugün ki gazeteciliği ve kullandıkları dili karşılaştırdı. Karakaş, "90 yıllarda bir savaş hali olduğu için o dönemde sanki ne kullanılırlarsa meşru gibi görünüyordu. Bölgede yaşanan operasyonları en başta medya meşrulaştırıyordu" dedi.  

"Medya'nın dili konusunda 90'lı yıllarla bugün arasında çok fazla bir fark yok" diyen Karakaş, bölgeden gelen haberlerin İstanbul, Ankara gibi merkezlerde nasıl değiştirildiğini anlattı:

Bölgede bazı gazetecilerin geçtiği haberler İstanbul'da değiştirilerek operasyonel bir şekilde veriliyordu. Bazen de haberleştiremediklerini magazinleştirerek suyunu çıkarıyorlardı. 90'lı yıllarla bugünü karşılaştırdığımızda aslında anaakım medya dilinden çok fazla değişen bir şey yok. Hatta sosyal medya ile bu dillerini  daha da laçkalaştırdılar. 

Tahincioğlu: Toplum ne ise anaakım medya da odur

Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, basının toplumsal meşruiyet alanı olduğunu belirterek, "Cezasızlık davalarını haberleştirmek konusu uzun süredir uğraştığım bir konu.  Dünyanın herhangi bir yerinde bir insan gözaltına alınmış ve gözaltında çıkmamışsa bu haberdir. Basın, toplumsal meşruiyet alanı oldu. Toplum neyse anaakım medya da bundan çok farklı değil. Çok fazla toplumun bu ana damarından kopmamaya çalışıyorlar. Bizim için öncelikli olan cesur insan hakları savunucuları üzerinden cezasızlık davalarını haberleştirmektir. 

Ahmet Şık'ın cezaevine girmesinde kısmi olarak sevinmiştim

Bu dönemde birazcık bu haberleri yapmaya çalışanlar da tuhaf olarak kahramanlaştırılıyor. Ahmet Şık ilk cezaevine girdiğinde kısmi olarak sevinmiştim. Çünkü başına bir şey gelmesinden korkuyordum. 

Aktan: Devletin dilini yine devletin kendisi belirliyor

Gazeteci İrfan Aktan ise cezasızlığın haberleştirilmesinde bugün karşılaşılan sorunlara ilişkin konuştu. Aktan konuşmasında: Medya'nın devlet ile ilgili dilini yine devletin kendisi beliyor. 90'lı yıllarda medya devletin elinde değildi patronların elindeydi ve beli pazarlıklarla yapıyordu. Şimdi ise AKP hükümeti bunu iyi bildi ve medyayı satın aldı. Şimdi devlet ile medya iç içedir. AKP'nin beli üyeleri medyanın içinde yazı yazıyor. Bu kişileri gazeteci kategorisine sokmamak lazım. Bazı medya grupları bugün iktidarın doğrudan elinde değil ama iktidarın güdümündedirler. Bunların koyduğu dili medyanın dili olarak göremeyiz. Çünkü bunlar medyanın içinde değil. 

Devlet daha önce nispeten serbest bıraktığı çocuklarını tekrar eve çağırdı ve emirler vermeye başladı. 

Peki biz ne yapıyoruz? 

 

Burada devletin ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen hiçkimse yoktur. Bu sürecin biteceğini söylediğimde çok fazla eleştirilmiştim. Ancak bu yönde hazırlıklı olmamız gerekiyordu. Bu yeni sisteme karşı yeni basın organlarını ne var ettik ne de var olmasına destek verdik. Devlet'ten önce kendi yüzümüzle yüzleşmemiz gerekiyordu. Hukukçular da o dönem kendi bürolarını kapatıp kaçtılar. Hak hukuk meselesini konuşuyorsak öncelikle kendi eksikliklerimizi dile getireceğiz. 

HDP'nin bölgede bulunan sivil toplum örgütlerinin bölgede yaşananlar konusunda ciddi eksiklikleri var. Bu konuda ciddi bir özeleştiri vermesi gerekiyor. Bölgede yaşanan süreçte hak ihlallerine karşı çok fazla sesiz kaldık. 


Hak ihlallerinde cezasızlık konferansı Sivil Toplum Örgütleri temsilcilerinin 'Cezasızlığı Sivil toplum kuruluşlarıyla aşmak' paneli ile devam etti. 

İnsan Hakları Savunucusu, İHOP Genel Koordinatörü Feray Salman, yaptıkları çalışmaların medyada yeterince görülmediğini belirterek, "Diğer bütün sivil toplum örgütleri ile birlikte bir ağ kurduk ve bu şekilde hem hak ihlallerine karşı çalıştık hem de biz de bazı şeyleri yeni öğrendik. Yaptığımız çalışmalar sosyal medyada yer aldı ancak anaakım medyada yeterince yer almadı. İyi zamanlarda yan yana çalışmak ancak zor zamanlarda ortaklaşmayı nasıl yapacağımıza dair bir deneyimimiz yoktu. 

Kurumlarımızdaki kişilere bağlı enerji halla kurumsallığa dönüşemedi. Kolektif çalışmalarımız bazı kurumlarımızı kapatmayı engellemeye yetmedi." dedi.  

Kara: Trans bireyler sistematik bir  işkence görüyor

KAOS GL Avukatı aktivist, Hayriye Kara, özelikle LGBTİ bireyler toplum içerisinde çok daha fazla ötekileştiriliyor ve cezasızlık konusunda negetif ayrımcılığa maruz kaldığını vurguladı. Kara, Sistematik olarak trans bireylerin işkenceye maruz bırakıldığını belirterek, keyfi bir şekilde cezaların kesildiğini söyledi. 

Öldürülen çocuklara aileleri üzerinden bir cezasızlığa gidilebiliyor

KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği'nin Çocuk Hakları Merkezi Koordinatörü Ezgi Koman ise cezasızlık konusunun sivil toplum kuruluşları olmadan nasıl yapılabileceğini açıkçası çok tahmin edemiyorum. Çocukların haklarına yönelik ciddi bir cezasızlık var. Daha önce çocuk hak ihlallerine yönelik bir cezasızlık çok fazla sistemleşmemişti. Son zamanlarda çok arttı ve devlet  hep savunmaya geçiyor. Çocuklara saldırılara karşı hep bir bahane buluyor. Öldürülen çocuklara aileleri üzerinden bir cezasızlığa gidebiliyor. onferansa CHP Milletvekili Şenal Sarıhan, HDP milletvekili Ayşe Acar Başaran, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkyılmaz ve gazeteciler katıldı. 

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2018, 16:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER