Necdet Buldan: Dört elle sarılmalıyız

Bir Kürt’ün Türkiye’de cumhurbaşkanı olmasının çok önemli olduğunu belirten Yüksekova Belediyesi eski Başkanı Necdet Buldan, “Kürtler açısından gerçekten dört elle sarılınması gereken tarihi bir dönemeçtir bu. Bunu yürekten desteklemek lazım” dedi.

Necdet Buldan: Dört elle sarılmalıyız

Türk devletini Kürt sorununu artık çözmek zorunda bırakmanın başlı başına başarı ve Kürt kazanımı olduğunu kaydeden Yüksekova Belediyesi eski Başkanı Necdet Buldan, “Ama maalesef bazen ben başta olmak üzere biz Kürtler aceleci davranıyoruz” dedi. Geçmişte ulusal reflekslerden kaynaklanan duygusallıkla olumsuzluklara da sebebiyet verdiğini anımsatan Buldan, dönemin atmosferinin de gözardı edilemeyeceğini belirterek, üzüntüsünü ifade etti. 

Yüksekova Belediyesi eski Başkanı Necdet Buldan, güncel konuların yanı sıra Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt halkının tepkisini çeken kitabı ile değişik dönemlerde yayınlanan bazı yazılarına ilişkin gazetemizin sorularını yanıtladı.

Başta Kobanê olmak üzere Rojava’nın genelinde IŞİD çetelerinin devrime yönelik saldırıları ve halkın büyük bir direnişi var. Bu saldırıları ve gelişen direnişi siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle yapay olarak oluşturulmuş bir İslam gücü diyebileceğimiz örgüt, bulunduğu coğrafyada, başta Kürtlere düşman bir politika izliyor. Bu saldırı Kürtlerin olduğu her yerde olabiliyor. Tek başına IŞİD olarak kabul etmek biraz yüzeysel bakmaktır, diyebilirim. Uluslararası bir güç olarak kabul etmek gerekir. Özellikle Rojava’da işi biraz daha ileriye götürmelerinin bir sebebi var. Onlar veya onları oraya gönderenler, yönetenler her kimse, Rojava’da Kürtlerin bir ölüm kalım savaşı içinde olduğunu görüyor. Biraz moral bozmak, biraz da Kürt potansiyelini etkisizleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama görüldüğü kadarıyla, temennimiz de o yönde, Kürtlerin de onlara esaslı bir direnişle ders vereceğine inanıyorum.

Türk devletinin IŞİD’e verdiği desteği nasıl okumak gerekiyor?

Buna devletlerin çok yönlü politikaları çerçevesinde bakmak gerekir. Mevcut Türk devleti, örneğin Kuzey’de Kürtlerle bir uzlaşma arayışı içerisinde olduğunu gösteriyor. Yani yüzeysel görünen o. Ama Türk devletinin, Kürtlerin bulunduğu her coğrafyada Kürtleri ezmek, sindirmek, yok etmek gibi bir devlet politikası izlediği anlaşılıyor. IŞİD’in bağlı olduğu devletler içerisinde Türk devletinin de olduğu açıktır. Bunu Türk devletinin geleneksel Kürt politikası çerçevesinde ele almak lazım. Bugünkü haliyle en çok yüklenebilecekleri yer Rojava’dır. İster direkt ister dolaylı, bunu her yoldan denemelerini gayet olağan karşılıyorum. Bunu yüzyıllardır zaten yapıyorlar. Yani bir yandan uzlaşma içerisinde olduğunu gösterirken öte taraftan en can alıcı darbeleri indirmeye çalışır.

Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemde. Devleti temsil eden iki adaya karşı Halkların ve Değişimin Adayı Selahattin Demirtaş, Kürt kimliği ile yarışıyor. Ne düşünüyorsunuz?

Bu hem Kürtler açısından hem de Türkiye açısından bir ilktir. Cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi, Türkiye açısından bir ilktir. Türkiye’de bir Kürt’ün kendi kimliğiyle cumhurbaşkanlığına aday olması da çok önemlidir. Bu biraz da bana Güney Kürdistan’ı ve Irak’ı da çağrıştırıyor. Irak’ta her ne kadar bugün Kürtlerin varlığı kabul ediliyorsa da, bir zamanlar diktatörlük döneminde Kürtlerin herhangi bir statüsü yoktu. Ama diktatörlük yıkılınca Irak Cumhurbaşkanlığı Kürtler tarafından temsil ediliyor. Kuzey Kürdistan’da da aynısını düşünebiliriz. Belki istediğimiz sonuçlar çıkmayabilir. Ama Kürtler açısından gerçekten dört elle sarılınması gereken tarihi bir dönemeçtir bu. Sonuç ne olursa olsun, bu da Kürtlerin bir başka kimlik ispatı mücadelesidir. Kürtlerin Türkiye’de cumhurbaşkanlığına aday olabileceklerinin işaretidir. Bunu yürekten desteklemek lazim.

Peki Sayın Demirtaş’ın yüzde 10’u aşması nasıl bir sonuç doğurur?

Bu karşı tarafı biraz daha düşünmeye sevk eder. Kürt sorununun hepsini bir arada görmek gerekir. Başlı başına sadece cumhurbaşkanlığı seçimi olarak da ele almak biraz tuhaf olur. Kürt sorunu Türkiye’de artık bir sürü ezberin bozulduğu bir sorun olmuştur. Yani Kürtler olmadan, Kürtler katılmadan Türkiye’de bir şeyin yapılamayacağının bilincine herkes vardı. Böyle olunca da bir Kürt’ün cumhurbaşkanı adayı olarak yüzde 10’u geçmesi karşı tarafı biraz daha düşünmeye sevk eder. Ancak şu çok önemli: Yüzde 10 aşılmazsa üzülmemek gerekir, yüzde 10 aşılırsa da rehavete kapılmamak gerekir.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı çözüm süreci ve geldiği aşamayı nasıl görüyorsunuz?
Kürdistan’ın kuzeyinde Kürt Özgürlük Hareketi amacına ulaşmıştır. Türk devletini böyle bir sorunu artık çözmek zorunda bırakmak, başlı başına bir başarıdır, bir Kürt kazanımıdır. Her ne kadar yapılan görüşmelerde Türk devletinin tavırları, bir Kürt olarak bizim çektiklerimize veya bizim beklentilerimize cevap vermese bile olumlu bir gelişmedir.

Şimdi bir karşılaştırma yaparsak... Örneğin 30-40 yıl boyunca Güney’de de Kürtler sadece otonomi istiyorlardı. Hiçbir zaman federatif sistemden, tam bir özerklikten filan bahsetmiyorlardı. Şimdi günümüzde bağımsızlıktan söz etmeye basladılar. Bunlar aşama aşamadır. Bu Kuzey için de geçerli. Ama maalesef bazen ben başta olmak üzere biz Kürtler aceleci davranıyoruz. Bu biraz da bizim çok çekmemizden kaynaklanıyor. Yürütülen sürece inançsızlığımızdan değil, çok büyük bedeller ödememizden kaynaklanıyor. Kürtler açısından da, Türk devleti açısından da çok tarihi bir adımdır.

Bir dönem Kürt Özgürlük Hareketi ile sorunlar yaşadınız. Bu konuda bazı yazılar yazdınız, bu yazılarınız rahatsızlık yarattı. Yine yayınladığınız bir kitap ise Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı nezdinde büyük tepki topladı. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Özellikle o dönemin siyaseti ve koşulları içerisinde bakarsak, Kürt Özgürlük Hareketi bir alt üst oluş yaşıyordu. Bu, hareketi yürüten ve yöneten PKK içerisinde de vardı, bizim gibi yurtsever kesimde de vardı. Bunu kabullenmek lazım. Şu söylenebilir: Kimse duygularıyla hareket etmemeliydi. Bazı konularda duygularımla hareket ettiğimi kabul ediyorum. 
Bu bir alt üst oluştu. Diyebiliriz ki o gün için bir kaos dönemiydi. Yapılan bütün yanlışlar, o kaosun ve hareketliliğin içerisinde telaştan yapılmıştır. Bunu ben açıklıkla söyleyebilirim. Örgütün de bu konuda belli bazı Kürt şahsiyetlerine karsı tavrı hiç olumlu değildi. Kabul etmek gerekir. Üstelik şu veya bu bazdaki örgüt temsilcilerinden en üst diyebileceğimiz bireylerin veya arkadaşlarımızın belli bazı Kürt kesimlerine karşı da oldukça yazılı, sözlü veya fiili her neyse, davranışları oluyordu. Dediğim gibi bu bir kargaşa dönemiydi. Aynı zamanda siyaseten de fikir uyuşmazlığı oldu, bunu da kabul etmek gerekir. Bu çok geniş bir konu. Ne varsa siyaseten fikir uyuşmazlığından ortaya çıkmıştır. Kendi açımdan böyle. Ben bunu defalarca her yerde söyledim: Ben bir Kürt yazar değilim. Sosyolog da değilim. Ama benim bildiğim, o gün de aynısını düşünüyordum, bugün de aynısını düşünüyorum. Ortadoğu coğrafyasında kadınların savaşa katılması, Ortadoğu coğrafyasına atılmış büyük bir bombadır. Bunun da özellikle Kürt kadınlarının eliyle yapılmasi gene tarihi bir dönemeçtir. Bununla her Kürt’ün gurur duyması gerekir.

Ama yazdığınız kitapta sözünü ettiğiniz mücadele veren Kürt kadınlarından farklı biçimlerde bahsetmiştiniz...
Benim esas anlatmak istediğim onları kutsamaktı. Ancak görüştüklerimin anlattıkları, çok aşırı derecede düşmanın elinde bir koz olarak kullanıldı. Ben burada hatamı kabul ediyorum. Yanlış yaptığımın farkındayım. Yapmamam gerekirdi veya yayınlamamam gerekirdi.
Kaldı ki en önemlisi Türk devletinin en çok kullandığı bu kozlar, aynı zamanda Sayın Öcalan’ın şahsına da bir hakaret boyutuna ulaştırıldı. Bu genel olarak Kürt kültürüne de uymaz. Türklerin kültürüne de uymaz. Ama psikolojik savaş koşulları içerisinde Türk devletinin bu kozu iyi değerlendirdiğini kabul edelim. Savunma hakkı olmayan bir insan hakkında, düşmanın elinde esir bulunan bir insan hakkında böyle olumsuz bir imaj veya politikanın sürdürülmesine bizim alet edilmemiz etik değildi. Veya kendimin alet edilmem... Ben bu konuda Kürt kadın gerillalarından, sağ olan, olmayan, evinde oturan, şehit olan kim varsa, onlara karşı özür borcumun olduğunu kabul ediyorum.

Kitabınızda “itiraflarını” yayınladığınız kişilerin yalan söyleyebileceğini hiç düşündünüz mü?
O günün koşullarında PKK’den ayrılan insanların mutlaka ayrılışlarına bir gerekçe bulması gerekiyordu. Herkesin kendi cephesinden bir gerekçesinin olması gerektiğini düşünüyorum. O insanlar da aynısını yaptılar. Doğru da söylemiş olabilirler; bir kurgu da olabilir. Ben onların doğru söyleyip söylememeleri üzerinde durmuyorum. Kendi açımdan bunu işlememin yanlışlığı üzerinde duruyorum.

Aslında kitabınızla en çok mağdur olan Sayın Öcalan. Çünkü bu yazılarınızı Türk devleti elinden geldiğince kullandı. Şimdi ne hissediyorsunuz?

Üzüntü hissediyorum; pişmanlık ayrı bir şey. Böyle bir şeye alet edilmem noktasında büyük üzüntü duyuyorum. Yani eğer gerilla nezdinde -ki kadın gerillalar bizim açımızdan çok kutsallar- yapilan bir hakaret, aynı zamanda hiç savunma hakkı olmayan Sayın Öcalan’a yapılmıştır. Ben aynı özrü onun için de söylüyorum. Yani ben birbirinden ayırmıyorum.

Kitabınızı yayınlamanızda etkili olan güçler var mıydı?

O konuda şunu kabul etmek lazım: Biz önce kendimizi birey olarak kabul etmeliyiz. Hiç kimsenin olumlu ya da olumsuz etkisi olmadı. Bu benim yaptığım bir şeydi. O kadınları arayıp bulan da benim. Kitabın finansmanı dahil bütün her şeyi de bana ait.

Necdet Buldan olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne gönül verenlere vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Önce şunu belirteyim: Ben sürekli Kürt sorununu takip eden ve iç içe yaşayan bir insanım. Şu bu parti yapıyor gibi bir ayrım içerisinde değilim. Aslında ben hiçbir zaman Kürt Özgürlük Hareketi dışında kalmadım. Kürdistan coğrafyasında bu biraz da bizim yetişme tarzımızdan kaynaklanan bir alışkanlık. Biz birbirimizi eleştirmekten ziyade yok farz etmeyi ya da çok tüketmeyi ilke ediniyoruz. Bu yanlıştır. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin de ben hiçbir zaman yabancısı olmadım. Ortada verilecek bir mesaj yok. Ben bir Kürt’üm. Hiçbir zaman bilerek Kürt düşmanlarının yanında yer almadım. Bu konuda herhangi bir yere, herhangi bir kesime verilecek bir hesabım da yok. Kürt halkına elbette ben de her Kürt düşüneni gibi borçluyum, bunu kabul etmem gerek. Belki daha fazla şey yapabilirdim, az yaptım. Ama Kürt halkının da bu mücadelede basarılı olduğuna ve olacağına inanıyorum. Son olarak şunu belirteyim: Her ne yanlıs yapmışsak, ulusal kaygılarımızdan ötürü yapmışız. Bunun bilinmesi gerekir. Bu ulusal kaygılar, bazen insanları sağlıklı düşünmekten alıkoyabilir; bazen telaşa kaptırabilir; bazen yanlıs yaptırabilir; ama hiçbir zaman ulusal değerlerden uzaklaştıramaz.

Değer dediniz, sormak durumundayım. Kürtler için gerilla ve Sayın Öcalan da birer değerdir. Ama Sayın Öcalan’ı çok yaralayıcı yazılar da yazdınız?

Demin söyledim ya, bütün bu değerlere karşı eğer bir anlık, bir günlük, bir satır, bir sözle bir yanlış yapılmışsa etik değil. Bundan duyulacak pişmanlık, insanın vicdanında kendi kendine yaptığı bir hesaplaşmadır; bir başkası takdir etsin diye değil. Bu vicdani bir durumdur. ÖzgürPolitika
 

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2018, 16:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER
esenler escort taksim escort fındıkzade escort şile escort anadolu yakası escort bağcılar escort beyoğlu escort küçükçekmece escort sultanbeyli escort sultanbeyli escort sultangazi escort güneşli escort kayaşehir escort ataşehir escort kartal escort nevşehir escort antalya escort beylikduzu escort istanbul escort esenyurt escort beylikdüzü escort avc˝lar escort sirinevler escort avcılar escort avcılar escort bahceşehir fındıkzade escort eskişehir escort eskişehir escort kocaeli-escort kocaeli-escort izmit-escort kocaeli escort malatya escort porno porno izle amatör porno hd sikiş türk porno liseli porno brazzers porno Kayseri escort kayseri escort türk ifşa twitter