Hayat Hep Gülümsesin..

Büyük bir yılı ardımıza bırakma zamanı geldi. Yeni yılın gelmesine çok az kaldı. Bir ay sonra eski yıl diyeceğimiz 2017 de neler oldu veya neler değişmişti serhat şehir Van'da.

Hayat Hep Gülümsesin..

SEVGİ BAŞIBÜYÜK YAZDI... 

Üzgünüm güzel şehirde hiç bir şey değişmiyordu. Veya değişenler çokta ilgi alanıma girmiyordu.
Gelin birlikte Van'ı gezelim. Gözlerinizi kapatın birlikte sanal bir alemde bir gezinti yapalım.

İlk Aktamar adasından başlamak isterim. Adına methiyeler yazılan aşk ve sevdaların hükmünü veren canım adamız. İçinde ve çevresinde bir kaç dinin varlığını his ettiren inatla ayakta durmaya çalışan geçmişten geleceğe bir yapıt.

 Yaz ayıydı ilk kez Van'a tatil amaçlı seyahat ediyordum. İlk durağım Aktamar adasıydı. Her zaman ayrı bir huzur bulduğum adayı her görüşümdeki heyecan olacak gibi değildi. Merdivenleri koşar adımlarla çıkıyordum özlemiştim, çıktıkça burnuma keskin kokular geliyordu. Önemsemedim ve devam ettim. Hepimizin ilk yaptığı gibi bende kiliseye doğru yolumu aldım  ve duvarlarındaki freskleri inceleyerek bilgilerimi yenilemek anılarımı tazelemek istemiştim içimi derin bir huzur  kaplamıştı. Kilisenin her tarafı sigara izmaritleri ve duvarlarında abuk subuk yazılar mevcuttu. Bu görüntü hiç değişmiyordu. Kahve içmek ve Van gölünü seyretmek için mola verdiğimde sol tarafımdan efil efil esen rüzgarın getirdiği  o keskin kokunun çok da uzağımda olmadığını fark ettim. Ayağı kalktığımda adanın bir çok yerinin öncelikle çöpe döndüğünü fark ettim. Ne çok seviyorduk kirletmeyi, sakince kokunun geldiği noktaya doğru ilerlediğimde karşıma tuvaletler cıktı. Tuvaletlerden içeri girdiğimde görmüş olduğum rezaletin ve pisliğin  karşısında insanlığımızdan utanmıştım. Nasılda hoyrat kullanıyorduk bu güzelim yerleri. Temiz hava almak için koşar adımlarla oradan uzaklaştım. Temizlik imandan gelir cümlesini hatırladım. Sadece hatırladım. Artık dönme vakti gelmişti. İçim buruk bir şekilde tekneye binerek uzaklaşmıştım. Yazık hem de çok yazık ediyorduk bu  güzelim yerlere .

 Bir kaç gün sonra  kaleyi görmek istedim. Kalemizin yenilendiğini ve temizlendiğini konuşuluyordu. Heyecanlanmıştım. Aktamar adasında kaybettiğim  ümidimi kalede bulacağımı sanıyordum. Kalemizdeki restorasyon çalışmalarından dolayı  yolların yönleri değişmişti. Hummalı çalışmalar ve düzenlemeler yapılıyordu. İlk etapta göze çarpan hiç bir şey yoktu her şey olağandı. Fakat beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Sonra fark ettim ki Van kalesindeki restorasyon çalışmalarında olağan üstü bir sunilik vardı. Yüz yıllardır ayakta duran tarihi kalenin duvarları o kadar muntazam ve suni bir örme yapılmıştı ki sanki günümüz mimarilerine uyum sağlamak için yarışıyordu. Kalenin belli bir noktasına kadar çıkmıştım. Yanımda getirdiğim kahvemi duvarın üzerine oturarak yudumlarken Van'ın sessizce ağladığını fark ettim. Haklıydı ağlamakta  çünkü kimse onu anlamıyordu ve fark etmek istemiyordu. Oysa o toprağında binlerce insanı barındırıyordu. Barındırdığı  İnsanlar ihanetin en büyüğünü yaşatıyorlardı. Geldiğim yoldan aşağı indim ve arabama  binerek kalenin arkasında yeni inşa edilen kapısına gittim.Gördüklerim karşısında hayretlere düşmüştüm. Kalenin tam kalbinde ölüm uykusu gibi siyah bir ucube duruyordu. Surların içindeki cami sanki küsmüş sakince görevini yerine getirmeye çalışıyordu. Kalenin arka kapısı o kadar suniydi ki sanki her hangi bir  çizgi filim kahramanın kapının arkasında beklediğini his ettim. Siyah taşlarla örülmüş duvarlar kocaman bir ahşap kapı yapılmış. Sanki duvarlar duvar kağıdıyla kaplanmıştı. Metrelerce yüksek duvarlar anlamsız bir kapı vardı karşımda. Resim çekmek ihtiyacı bile his etmedim. Bumuydu restorasyon çalışması. Ana temadan uzak gayet bir çizgi filim görselliğinde her an kral çıplak kalacak şekilde duvarlar. Doğal taşlarla bu heybetli duvarlar örülemez miydi? Yazık olmuştu kalemize keşke eski haliyle kalsaydı. Benliğimdeki hatıralar yol almaya devam ediyordu. Derin nefes aldım hangi mimar bunu bu şekilde yapmayı uygun bulmuştu.? Baktıkça bu  duvarlara ve kapıya kendisiyle gerçekten övünüyor muydu? 

İçim daraldı birden Edremit'e gitmek istedim. Çocukluğumda olduğu gibi bir kaç cay eşliğinde biraz sahilde yürümek ve ponza taşı toplamak, gölün üstünde bir kaç taşı sektirmek az biraz huzur bulmak istedim. Ne mümkün ponza taşına ulaşmak. Yol ve deniz büyük duvarlarla ve demir korkuluklarla birbirinden  ayrılmıştı. Ne cay kahve içecek yer kalmıştı nede ponza taşı toplayacak sahilimiz. Yürüyüş yerleri yapılmıştı sadece İnsan hüzünleniyordu. Gölümüzü ve sahili koruma altına aldıklarını sanıyorlardı. Oysa yazın gölümüzden günde 1 kamyon çöp çıkarıldığını ve bütün kentin atık sularının göle akıtıldığını unutmuşlardı. Gölümüzün suyuna dokunmadan, ponza taşımızı evimize götürmeden bir bardak cay içmeden dönmek insana dokunuyordu. Çaresiz dönmek düşüyordu bize.

Bir kaç günde bu yaşadıklarımdan çok sıkılmış olacağım ki akşam şehirde yürümek insanların içine karışmak ve Kültür sokağında bir kahve içmek yürüyerek kaldığım otele dönmek istedim.

Otelden dışarı çıktığımda henüz 15 dakika geçmemişti ki genzimde bir yanma his ettim. Yok artık dedim buranın havasının bu olması mümkün değildi. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda siyah sis bulutlarının kümeler halinde tepemizde durduğunu fark ettim. Hava kirliliği en üst seviyedeydi. Nefes almak mümkün değildi. Koşar adımlarla kültür sokağına gidemeden otelime geri dönmüştüm. Burası Van mıydı gerçekten Bu güzel şehre neler oluyordu? Birileri güzel şehri ölüme terk etmişti.

Nasıl bu kadar hoyrat ve kötü kullanabiliniyordu. Yapılaşmayı hiç anlatmayayım ağır hasta, yatağında son nefesini vermek üzere  köyden halice bir şehir duruyordu karşımda duruyordu. Aslında buraya şehir demek içimden gelmiyor. Burası köy kent olma yolunda hızla ilerliyordu. Her şey çarpık ve  baştan savmaydı. Kimsenin umuru değildi. Enteresan şekilde herkes hayatından memnundu. Ben çok şaşkındım.

 Gece çıkamadığım sokağa gündüz çıkmak istedim. Herkes sokaktaydı insanlar işleri olduğu yöne doğru hareket ediyorlardı. Fakat hepsinin üstü başı tozluydu. saçları hafif gri gibiydi. Ben mi yanlış görüyordum. Gözümün ucuyla kendimi incelediğimde benimde onlardan farkım olmadığını gördüm. Koşarak eczaneye girdim. Islak mendilimi aldım. Başladım üstümü ellerimi ve botlarımı temizlemeye. Sanırım 15 dakika daha yürüdüm sanki az önce temizlenen ben değildim. yeniden toz olmuştum. Şaşkındım yolların çöpü  ve tozu bitmek bilmiyordu. En sonunda vazgeçtim. Van artık toz kümelerinin olduğu kirli ve göz zevkini bozan bir köy kent halini almıştı. Çok mu emek sarf edilmişti bu güzelim şehri bu hale getirmeye. Yoksa her şey kişilerin egolarına  göre biraz ondan biraz bundan derme çatma  hadi canım sende dercesine hareket ediliyordu.

1970'lerde turistlerin Van'a gelme sebepleri belliydi. Tarihi, doğal güzelliği şehrin temizliği insanların kibarlığı şimdi yerlisi buradaki yaşamdan ve yozluktan kaçarken yabancı turist niçin gelmeliydi. Bir düşünmek gerekiyor.

Bunu da söylemeden geçemeyeceğim Eğitimde de 76. Sırayı almışken artık ümidimiz kaldı 2018'e Şahsım olarak hiç bir zaman bu kadar bir şehrin köyleştiğini görmediğim için maalesef başka  baharlarda düzeleceğine de inanmıyorum.

 Yazık ettiniz bu güzel şehre. Ne dokunmasını bildiniz nede yaşatmasını. Hayat hep gülümsesin ister insan ama sizlerde bu hadi sendecilik olduktan sonra bu güzel şehre hayat hiç gülmeyecek.

Kalın sağlıcakla.

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2018, 16:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER