Barışın öğretmeni olmak!

Diyarbakır'dan bir televizyon kanalına bağlanarak "burada çocuklar ölüyor" dediği için hakkında soruşturma açılan öğretmen ile kendisini dinlediği için yine hedef durumuna gelen kanalın program yapımcısı şunu mu deseydi?

"Ölüyorlarsa ölüyorlar, oh iyi oluyor!"

Ve orada bulunan seyirci de halaya dursa…

Oh ne memleket…

Keyifler o zaman tıkırında olacaktı öyle mi?

90'ları eleştiren hükümetin geldiği noktaya bakar mısınız?

Bırakın öğretmeni, yönetmeni, baskının dozajı öyle bir yukarı çekilmiş ki, daha düne kadar hükümetin bir numaralı zıttı olan medya grubu, "biz devletten yanayız" diye açıklama yapmak zorunda kalıyor.

Dersiniz ki dünya savaşı çıkmış!

Yahu bu kavga daha düne kadar "Akil İnsanlar" heyetleri üzerinden tartışmaya açtığınız kavga değil mi?

"Çözüm süreci", "Milli birlik projesi" diye adlandırdığınız yöntemlerle çözmeye çalıştığınız kavganın aynısı değil mi?

Evet, o..!

E o zaman hayrola, ne oldu da hemen cephenizi sağlamlaştırmaya çalışıyorsunuz?

Kime küstünüz?

Demirtaş'a mı, HDP'ye mi?

2013 Newroz mektubunu ballandıra ballandıra ekranlarda anlattığınız Öcalan'a mı?

Güveninizi kim kırdı?

"Barış" diyebilmek için, "çocuklar ölmesin" diyebilmek için ille de gönlünüzce bir lider, gönlünüzce bir siyasi parti mi olmalı?

Oysa "barış" olsun demek sadece Demirtaş'a yaramıyor, devlete de yarıyor.

"Çocuklar ölmesin" demek sadece HDP'ye yaramıyor, "yanındayız" dediğiniz devlete de yarıyor.

Bunlar Öcalan'dan önce devlete yarıyor.

"Barış"tan yana, çatışmasızlıktan yana tavır almakla tahribatlar duruyor, ekonomik krizler olmuyor, cana ve mala kasıt ortadan kalkıyor, var olan sorun daha bir serinkanlı şekilde tartışma zemini buluyor.

Bunu zaten geçmişte yapmıştınız ve sonuçlarını da almıştınız.

80'leri, 90'ları yaşayan deneyimli bir medya grubunun, bu gibi durumlarda bir yere taraf olunduğunda, bunun "barışa", "çözüme" ve ülkenin genel gidişatına bir yarar getirmediğini bilmesi gerekiyor.

Bu gibi durumlarda basın, orta bir yerde de durabilir, ille de bir yere taraf olması gerekmiyor.

Orta bir yerde durup insan haklarını savunabilirsiniz, kişi haklarını savunabilirsiniz, çatışan tarafları sağduyuya, barışa, uzlaşıya, çatışmasızlığa çağırabilirsiniz.

Taraf olacağınıza, yol gösterici olabilirsiniz.

Barışa, huzura ve esenliğe hizmet edebilirsiniz.

Bu ülkeniz açısından da iyi bir şeydir.

Ama taraf olduğunuzda, silahın arkasına sığındığınızda, böyle özgür savunmalarınız olmaz.

Ülkenize gönlünüzce ve özgürce hizmet edemezsiniz.

Hâlbuki özgür bir pozisyonda olursanız, bu yangına kendi gücünüz oranında müdahale etme imkânınız olur.

Ve yine haberler doğruysa, Diyarbakır'daki öğretmenin davranışından yola çıkan Milli Eğitim Bakanlığı, valiliklere bir yazı göndererek, "barış" kavramıyla hareket eden bu tür öğretmenlere "dikkat" edilmesini istemiş!

Özellikle de bazı sendikaları işaret etmiş.

Bu sendikaların bünyesinde çalışan öğretmenler için bir, "dikkat!" ayarı çekilmiş.

İster sendikaların, ister medyanın, ister bir öğretmenin, isterse de bir tv yönetmeninin aynı ülkenin vatandaşına "çatışmayın", "ölmeyin" demesinin neresi kötü, anlamak zor?

"Ne çocuklar, ne kadınlar, ne asker, ne polis, ne bebekler ve ne de gençler, hiç kimse ölmesin!" denmesinin neresi kötü?

Sonuçta yabancı bir ülke insanıyla savaşmıyorsunuz, sadece bir hak talebi olan bir kısım vatandaşınızla bir problem yaşıyorsunuz.

Oysa "devletin yanı" bahanesiyle "silahın" yanına geçen bir kısım medya, öğretmenin yanına geçerek en güzel barış öğretmenliği yapabilirdi.

Dileğimiz, düşünceyi, silahların gölgesine mahkûm etmeden, savaşa barut değil, barışa mürekkep etmektir!

YORUM EKLE